Bu içerik Onedio üyesi kullanıcı tarafından üretilmiş, Onedio editör ekibi tarafından müdahale edilmemiştir. Siz de Onedio’da dilediğiniz şekilde içerik üretebilirsiniz.

Ayfer Batı Yazio: Eğitim Sistemimiz Beynimize Uygun mu?

18PAYLAŞIM
Yazio Banner

Yaklaşık 2 milyonluk bir öğrenci grubunun tamamına uygun bir müfredat hazırlamak mümkün mü? Türkiye’de bugünkü müfredat, bu öğrenci topluluğunun yüzde 10’luk alt bölümünde yer alanlar için hazırlanıyor. Bu öğrencilerin her birinin farklı bir düşünce yapısı ve algılama dünyası var. Bir de eğitim sistemi okul başarısına odaklı olduğu sürece zekâ ve yeteneği, yani istidattı göz ardı etmekten kurtulamıyor. Oysaki öyle devam ediyor. Eğitimin amacı bütün çocukları ortancalar düzeyine getirmek olmadıkça eğitimde eşitsizlik sarmalı da çözülemez. Bir de kuşağında bulunduğumuz Batı eğitim sistemi ‘innovasyon’ süreci sonucu eğitim sisteminde bağışlayıcılık, merhamet, empati, minnettarlık eğitimi, uzlaşmacılık, yardımlaşma, alçakgönüllülük gibi kapitalizmin önemsemediği değerlerin bizim sistemimizde de dışarıda bırakıldığı düşünülürse, şansımız çok azalıyor.

İnsan beyninin sosyal becerileri düzenleyen alanlarının zihinsel becerileri düzenleyen alanları gibi eğitilmeye ihtiyacı vardır. Ezber odaklı ve teorik bilgi yükleyici eğitim sisteminde- ki bizimki tam olarak öyle- sadece tekrarlama vardır, itaati yüceltir, zihinsel itiraz, sorgulama ve yeni deneyimlere açık olma, eleştirisel düşünme önemsenmez. “Sorma, düşünme, itaat et” öğretilir. Bu beyin tabanlı öğrenme modeline aykırıdır, öncelikle Akademik başarı önemsenir. Öğrenmeyi bize hatırlatan eğitim sisteminde – ki bizimki asla böyle değil- ise bilgiye ulaşma yolları öğretilmelidir. “Önce doğru soru sor, sonra farklı düşün, yeni deneyimlere açık ol, daha sonra itaat et” denilir.

Biraz beyni tanıyalım derim önce. Onun üzerine eğitim sistemi ve beyin yorumlarımızı yapalım.

İnsanlarda eski, orta ve yeni olmak üzere üç beyin katmanı bulunmaktadır. Eski beyin veya kök beyin, insanoğlunun yaşamını sürdürmesini ve hayatta kalmasını sağlayan mekanizmaları düzenleyen bölümüdür. Sindirim sistemimizin çalışması, dikkat, savaşmak, tehlike karşısında kaçmak gibi fonksiyonlar hep beynin bu katmanı tarafından yerine getirilmektedir. Orta beyin ya da bazı kaynaklarda limbik beyin olarak da isimlendirilen katman duygularla ilgilenir. Sevmek, nefret etmek gibi duygular, altıncı his gibi içimizden gelen sesler bu katmanda ortaya çıkmaktadır.

Yeni beyin ise, rasyonel verileri işleyerek düşüncelerimizi üretmektedir. Adından da anlaşılacağı gibi insanoğlunun beyninde en son gelişen bu üst bölüm bugünkü uygarlığımızın da kaynağıdır. Ancak Patrick Renvoise ve Christophe Morin, nöroiletişim ile ilgili yazdıkları ilk kitaplarında, bir timsahın beyniyle aynı özelliklere sahip eski beynin bizi yönettiğini dile getirmektedir.

İnsan beyni, 2 milyon yılda ağırlığının 3 katına çıkmış durumdadır. Habil’in 566 gramlık beyni ile başladığımızı düşünürsek 1,5 kilo fena durmuyor gibi, ne dersiniz? Üstelik sadece beynimiz büyümedi, beynimizde daha farklı yapılar da oluştu. Bu gelişimin niçin olduğu önemli. Daha mı akıllı olduk? Daha mı hızlı düşünüyoruz? Hayır, tam cevabı şu: Daha çok seçeneğimiz var ve daha fazla karar veriyoruz. Beynin bu kadar çok büyümesinin bir nedeni de yeni bir kısım, frontal lob, yani prefrontal kortekstir. Prefrontal korteks, bildiğiniz bir deneyim simülatörüdür. Zaten insan beyni de, deneyimleri daha yaşamadan, onlara adapte olma gibi bir yeteneğe sahiptir. Bu aynı zamanda yaşama tutunmak için büyük bir hiledir.

İnsan beyninin 2,5 milyon gigabayt hafızası olduğu belirtiliyor.

İnsan beyninde 85 milyarı nöronlar olmak üzere yaklaşık 170 milyar hücre vardır. Nöronlar, insan vücudunda bilgi transferini sağlayan temel hücrelerdir. Sadece beyinde bulunmazlar, ama vücutta yoğunlukla bulundukları bölge beyindir. Nöronların tamamı birbirinden farklıdır; öyle ki birbirinin aynı ya da benzeri olan iki sinir hücresi bulunmamaktadır. Bir santimetreküplük beyin dokusundaki nöronlar arası bağlantı sayısı Samanyolu Galaksisi’ndeki yıldızların sayısından fazladır.

Beynimiz yaklaşık 1,5 kilogramlık ağırlığındadır ve 100 milyardan fazla hücre ve 1 milyon kilometrekarelik lif bağlantısı içerir. Toplam vücut ağırlığımızın yaklaşık %2′sini oluşturduğu halde dolaşımdaki kanın %18′ini, oksijenin %20′sini ve glikozun da %25′ini kullanır. Bilim adamlarına göre her ne kadar vücudumuzun ağırlığının %2’sini oluştursa da, günlük enerjimizin %20’si beyin tarafından tüketiliyor. Ve bunu çoğu zaman öğrenirken tüketiyor.

“Beyin nedir?” sorusuna sinirbilimcilerin sıklıkla verdiği cevaplardan biridir: Beyin bir öğrenme makinesidir. Beyin bir hayatta kalma donanımı olarak bizi hayatta tutar ve bunu öğrenerek yapar.

Karmaşık fizik problemlerini çözmek, uzaya füze göndermek, 100 katlı binalar inşa etmek beyinin yaptığı en temel iş değildir. Hayatta kalmak için bunların hepsi öğrenme pratiğinin bir parçasıdır.  Tüm bu işler de, beynin ürettiği yan ve alt düzeyde çözümlerdir. Beyin aslında mükemmel bir öğrenme makinesidir ve size onun doğasına uygun öğrenme modelleri üzerine geliştirirseniz, size en cömert haliyle yaklaşır.

Anıların depolanması, hatırlanması ve mevcut anda öğrenme, beynimizin aslında en temel devrelerini oluşturan en önemli süreçlerinden birisidir. Tüm anıların tanımlı bir “iz” bırakması anlamında sadece beynimiz değil, tüm bedenimiz öğrenme özelliğine sahiptir. Mesela futbol oynarken yan çapraz bağlarımızın kopmasını süreğen bir “ağrı” ile, içtiğimiz suyun kalitesini, cildimizin sağlığı ile kaydederiz. Bu demektir ki vücudumuzun her parçası deneyimlere göre değişir ve şekillenir. Beyinde öğrenme de böyle çalışır. “İz”ler kaydedilir.

Deneyimler, sürekli değişme (plastisite) özelliğine sahip beyin devrelerimizde birçok değişikliğe neden olur. Yani her türlü deneyim, beynimizde izler bırakır. Bu izler ise deri yahut kemik örneğindeki gibi pasif izler değildir. Bu izler, sinirsel bilgi işleme yollarındaki değişikliklerdir ve değişen her bağlantı, yeni gelen verilerin beyinde nasıl işlendiğini ve neticede nasıl bir davranış çıktısı oluşturacağını etkiler. Tabiri caizse beynimiz, öğrendikçe donanım bileşenleri değişen bir bilgisayar gibidir.

Her an, yaşadığımız her bir deneyim, ister küçük ister büyük olsun, beyin devrelerimizi değiştirir. Bu değişiklikler de zaman içinde “deneyim ve bilgi biriktiren” kişiye özel ve sürekli çevre şartlarıyla etkileşim içinde dinamik bir düzenlenmeye tabi olan sinirsel devreleri oluşturur. Kısacası, öğrenme dediğimiz şey aslında zihnimizin kumanda merkezi olan beynimizi fiziksel olarak değiştirme becerisidir.

Öğrenme meselesine böyle bakınca elde olmadan bir bilgisayara veri kaydetme gibi algılayabiliyoruz meseleyi.

Fakat en başta, öğrenmenin fiziksel bir değişikliğe neden olması bu benzetmeyi baştan düşünmemize neden olmalı. Öğrenmek, değişmek demek. Ayrıca yaşanan her deneyimi kaydeden bir bilgisayar da değil beyin. Gelen veriler birim zamanda çok büyük yoğunluğa sahip ve biz bunun ancak çok küçük bir kısmını bilinçli olarak algılayıp kaydedebiliyoruz. Geri kalan veriler beynin bilinç-dışı devreleri tarafından işleniyor. Böyle olunca da iki dakika önce araba anahtarımızı nereye koyduğumuzu hatırlayamazken, on yıl önceki duygusal bir deneyimi bir türlü unutamayabiliyoruz.

Beynimizdeki devreler gelen bilgiler arasında neyin önemli neyin önemsiz olduğunu ayırt etmek gibi temel bir iş yapmak zorundalar. Aksi takdirde ya hiçbir şey hatırlayamaz yahut hiçbir şey öğrenemezdik. Unutma dediğimiz işlem beynimizin “önemsiz” kategorisine kaydettiği meselelerle ilgili devreye giren bir silme mekanizmasıdır. Dikkat odağımız nereye yönelmişse, o odaktaki verileri alıp kaydetme ve diğerlerini ihmal etme gibi bir işlevi var beynimizin. Bir başka önemli mesele de beynin veri kayıt sisteminin “duygusal” tabanlı çalışmasıdır. Bir şekilde duygularımızla ilintilendirilen deneyimler beynimizde daha önemli olarak addedilir ve daha uzun zamanlar boyunca kayıt altında ve hatırlanabilir tutulur.

Duygularımız aslında bir nevi “yaşamsal önem dedektörleri” gibidir. Bu nedenle sevdiğimiz şeylerle daha çok karşılaşmak, korktuğumuz yahut çekindiğimiz deneyimlerden uzak kalmak gibi temel davranışlarımız herkesçe bilinir. Öğrenme ve hatırlama da böyledir: Duygusal olarak bize dokunan deneyimleri kolayca kaydederiz: Mesela sevdiğimiz futbol takımının oyuncularının isimlerini ezberlemekte çok az zorluk çekeriz. Ama on bir tane alakasız ve farklı kelimeyi akılda tutmak buna
nazaran daha zor gelir. Kısacası öğrenme aslında duygusal bir süreçtir. Başka bir deyişle, beynin öğrenme yeteneği, duygusal alt yapı ve o deneyime atfedilen duygusal etiketlerle çok yakından ilişkilidir.

5 N, 1 K kuralını düşünün. Kim, ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin? Bunlar hafızamızın 6 sadık hizmetçisidir. Görme, işitme, koklama, tat alma ve dokunma gibi beş duyu ile bilgi girdisi olması, bir de önem verme, duygusal ihtiyaç gibi kabullenici onaylayıcı zihinsel hazırlık önemlidir.

Peki ne olması gerekir eğitim sistemine uygun bir beyin temeli için? Maddeleyelim:

1. Beyin yazı yazarken başka, hayal kurarken başka, matematikle ilgilenirken daha farklı nöronal bağlantı çalışır. Müfredat ve ders uygulamalarının bu farklı bağlantıları içermesi lazım.

2. İnsan beyni modüler sistemle çalışır. Bir kişinin düşünürken bir konudan diğerine geçebilme kabiliyetine sinerji denilir. Eğitim isteminin sinerjik çalışması gerekir.

3. Düşünceler beyne kaydedilirken ne kadar çok bağlantılı kurarak kaydedilmişse o kadar kolay hatırlanır. Heyecan unsuru katılan bilgiler daha iyi hatırlanır. Duygu bir öğrenme aracıdır, eğitim sisteminin duyguyu içermesi önemlidir.

4. Öyle düşünmeyiz ama unutmak geniş olan beyin dosyalama sisteminde bazı bilgilerin bulunmamasıdır. Mesela heyecan unsuru katılan bilgiler daha iyi hatırlanır. Bu nedenle heyecan bir öğrenme destekleyicisidir ve eğitim sisteminin özlerinden olmalıdır.

5. Tüm beynimizi kullanabilmek önemliyi, önemsizi ayırmak, gerekli bağlantıları kurabilmek belli amaca yönelik düşünme ile bağlantılıdır. Dolayısıyla ideal bir eğitim sistemi öğrenenlere bu ayrımı yapma fırsatı vermelidir.

6. İnsan beyninde zihinsel öğrenmeyi, sosyal öğrenmeyi, duygusal öğrenmeyi düzenleyen beyin alanları farklıdır. Zihinsel öğrenmesi yüksek pek çok bilim adamı sosyal yaşamda felaket hata yapar kendilerine ve çevrelerine zarar verebilirler. Kişilik sınırlarını belirleyemezler. Duygusal farkındalıkları gelişmemiştir. İyi bir eğitim sistemi bu farkındalığı içermelidir.

7. Değerler eğitimi esas alınmalıdır. İdeal bir eğitim sistemi sadece akademik başarıyı değil kişinin kişisel gelişimini, insani değerleri öğrenmesini sağlamalıdır.

8. Soyut düşünme, plan yapabilme, ahlaki yargılama yapabilme gibi özellikle kişinin beyninde aşamaların gelişmesi gerekir. Bu olmazsa toplumsal kurallara aldırmaz ve kolay depresif olma sık rastladığımız sonuçlardan biri olur. Amaç yönelimli davranışla beyinde 'network' oluşturmak demektir. Bu bağı oluşturmak çok önemlidir.

Twitter

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
tren

Türkiye'deki eğitim sistemi bırak eğitmeyi, insanı bildiği konudan, sevdiği dersten soğutur.

Görüş Bildir