Ünlü Psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu, Hakkında Çıkan Akılalmaz İddialarla İlgili İlk Kez Ayşe Arman'a Konuştu

946PAYLAŞIM

Ayşe Arman resmen her şeyi sormuş, epey konuşturmuş kadını! Demek çıkan iddialardan doğru olanlar var...

Kaynak1

Kaynak2

Kaynak: https://www.armanayse.com/turkiye-onun-k...

Hiç kuşkusuz Gülseren Budayıcıoğlu, son dönemin en çok konuşulan isimlerinden biri.

Doğduğun Ev Kaderindir, Kırmızı Oda ve Masumlar Apartmanı dizileri biliyorsunuz bu hanımın kitaplarından uyarlama.

Ünlü psikiyatr epey gündem oldu olmasına da, hakkında birçok iddia da atıldı ortaya.

Size daha önce burada bahsetmiştik... 👇

'Kırmızı Oda' ve 'Masumlar Apartmanı' Dizilerine İlham Kaynağı Olan Psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu Hakkında Ortaya Atılan Akılalmaz İddialar - onedio.com
'Kırmızı Oda' ve 'Masumlar Apartmanı' Dizilerine İlham Kaynağı Olan Psikiyatr Gülseren Budayıcıoğlu Hakkında Ortaya Atılan Akılalmaz İddialar - onedio.com

İşte Ayşe Arman da hazır gündemken hemen bir röportaj patlatmış kendisiyle!

Biz de size bu röportajın en dikkat çeken yerlerini bu içeriğimizde topladık. 

Gelin bakalım, neler konuşmuşlar ve iddialar hakkında ne söylemiş ünlü psikolog?

"Sizi tebrik ediyorum, Hocam! Ortalığı kasıp kavuran, yazdığınız kitaplardan senaryolaştırılan, halen danışmanlığını da üstlendiğiniz iki diziniz var: “Kırmızı Oda” “Masumlar Apartmanı…” Herkes bu dizileri konuşuyor. Neler hissediyorsunuz?"

"-Bazen diyorum ki, bu bir rüya mı? Eyvah, yoksa uyanacak mıyım? Okuyucularım da çok güzel şeyler hissettirmişti ama bu, bambaşka bir şeymiş. Tarifsiz bir mutluluk içindeyim."

"Siz izlerken heyecanlanıyor musunuz?"

"-Hem de nasıl! Çünkü o izlediğiniz şeyleri yaşadım ben. Üstelik çok hissederek yaşadım. Sonra kitap olarak yazdım, yazarken bir kere daha hissettim. Ama televizyonda seyretmek en fenasıymış! Kedimi, ekranın karşısında, kollarımı kaskatı bağlamışım otururken yakalıyorum. Diyorum ki, “Yapma Gülseren, rahat ol!” Ama olmuyor, heyecanlanıyorum, kalbim yerinden fırlayacak gibi küt küt atıyor."

"Konuşuyor musunuz oyuncularla?"

"-Elbette. Özellikle Binnur’la sıkça. Beni çok algılıyor ve içinde hissediyor. Diğerleriyle de konuşuyoruz ama beni canlandıran Binnur olduğu için daha sık…"

"Bence Binnur Kaya şahane bir seçim olmuş. Sizi canlandıracak oyuncuyu bulmakta zorlandınız mı?"

"-Açık söyleyeyim, başta Binnur aklımıza gelmemişti. Ama “Binnur Kaya olmalı bu isim!” dendiğinde, hiçbirimiz tereddüt yaşamadık! Gerçi iki dizideki tüm oyuncular büyük bir özenle seçildi. Hepsi de bu işe baş koydular. Karakterlerin içine o kadar müthiş bir şekilde girdiler ki, motivasyonları anlatılır gibi değil. Çoğundan şunu duydum: “Hocam, böyle bir karakteri oynamak benim hayalimdi!” Galiba oyunculukta, derin şeyler yaşamış karakterleri oynamak çok arzu edilen bir şey. O kadar hissediyorlar, o kadar içselleştiriyorlar ki rollerini… Etkilenmemek mümkün değil!"

"Ne dersiniz? İnsanlar meşhur olmanızdan ve çok para kazanmanızdan mı rahatsız?"

"-Benim bir Instagram sayfam var, herkes gibi ben de kendi çapımda oradan bir şeyler paylaşıyorum. Genellikle olumlu yorumlar yazıyor, takipçilerim. Ama bir gün, bir hanım şöyle yazdı. Bu, benim yediğim ilk büyük darbeydi! Dedi ki, 'Siz, hasta bakarken para kazanıyorsunuz. Sonra o hastaların hikayelerini kitap yapıyorsunuz. Bir de oradan para kazanıyorsunuz. Şimdi de bir dizi yatınız, oradan kazanacaksınız! Bu nasıl bir haksızlık ya?!'"

"Cevap yazdınız mı?"

"-Hayır, çünkü anladım ki bizim frekanslarımız ayrı! Ben, ona bir şey anlatamam. Bu tür yorumları, benim en çok sevdiğim insanlar yazıyor üstelik. Ben, gerçi yine de onları sevmeye devam ediyorum. Beni yaralamak için yapıyorlar. Hiçbir şey yazmayacağım ama bir gün bunun yanlış olduğunu söylemek için arayacağım onları. Anlamaya hazır olduklarında… Şu anda değiller. Beni üzmek, yaralamak ve zor durumda bırakmak istiyorlar."

"Mesela sizi, hastalarının mahremiyetini herkesle paylaşarak çıkar sağlamakla suçlayıp “gerçek hayat öyküleri” adı altında doktorluk etiğine, saygı duymamakla itham edenler oldu. Sizin yanıtınız nedir? Hakkınızda bu konuda açılmış bir dava var mı?"

"-Hayır, tabii ki yok! Bunlar da yine yaralama amacıyla yazılan şeyler. Bir psikiyatrist hastasını ifşa eder mi? Bunu yapar mı? Yapabilir mi? Asla yapamaz! Ben de yapmam! Zaten bu tıp etiğine, insanlığa her bir şeye aykırı… Böyle saçma ve kötü niyetli bir suçlama olabilir mi?"

"Yıllar evvel, 'Madalyonun İçi' kitabı ilk yayınlandığında, hastalarımın bir kısmı büyük bir panik yaşamıştı. “Aman Tanrım! Yoksa bizi de mi yazdı?” diye. Kitabı okuduktan sonra ise bana şöyle dediler: “Aşk olsun Hocam ya, bunca yıldır geliyorum, şu kadarcık da mı sizde hatırım yok, hiç bahsetmemişiniz benden! Alındım biraz!” Halen ilişkide olduğum ya da yeni tanıştığım hastalarım hep, “Hocam, beni yazarsınız değil mi?” diyorlar. O kadar cesaretle söylüyorlar ki bunu. Çünkü artık şunu gördüler: Kimseyi ifşa etmek gibi bir niyet içinde değilim. Buna çok özen gösteriyorum, kitaplarımı okuyanlar bunu çok iyi bilir…"

"Bir de işten kovulan psikologlar meselesi var. “Çıldıracak seviyeye gelmiş psikologlar var” adlı bir makaleyi sosyal medyada yayınladılar diye, size ait Madalyon Psikiyatri Merkezi’nde çalışan 5 psikoloğu işten kovmuşsunuz… Doğru mu?"

"-Doğru… O, 5 psikoloğu işten kovduğum doğru! Aslında “kovmak” fiili bana ağır gelir. Benimle “kovmak” yan yana gelmemeli. Bugüne kadar böyle bir şey yapmadım da diyebilirim. İşten ayrılanlar filan oldu ama hepsiyle çok güzel ayrıldık. Fakat bu 5 arkadaşı kovdum! Beşi de sevdiğim insanlardı, emek verdiğim meslektaşlarımdı. Hele bir tanesi benim çok yakınımdı. O kadar üzüldüm ki. Bir gazeteciye aleyhimde öyle feci bir röportaj vermişler ki. Feci ötesi. Beni, olmadığım biri gibi gösteriyorlar. Efendim, giyimimize bile karışır, “Şöyle yapacaksınız’’ der, ‘’böyle giyeceksiniz!” der. Benim yıllarca onlara meslekte iyi olmaları için emek verdiğim cümleleri çarpıtmışlar, sündürmüşler… Hepsi de sayfasında paylaşmış, yani onaylamışlar…"

"Böyle cümleleriniz yok muydu?"

"-Vardı. Ama hiç bu amaçla söylenmemişti. Ben, “Arkadaşlar, hastalara saygılı olmalısınız. Lütfen kendinize, giyiminize özen gösterin…” dedim. Her zaman da bu lafımın arkasındayım. Özen göstermek, marka giyinmek filan değildir. Ben, marka giymeyi sevmeyen biriyim. Herkes bilir bunu. Özen göstermek, temiz olmaktır, derli toplu olmaktır. Mesela eşofmanla işe gelme… Bir işyerine eşofmanla gelinebilir mi? Bizim işimizde, gelinmemeli. Bir hastanın karşısına evde giydiğin saçma sapan bir kıyafetle, saç baş darmadağın çıkabilir misin? Bence, çıkılmamalı! Bir psikolog bunu yapmamalı. Tırnakları kir pas içinde işe gelmemeli. Hep dedim ki, “Bakın 47 yıl boyunca bu kurallara özen gösterdim. Şık olmaya değil, bakımlı olmaya değil, temiz olmaya. Siz de öyle yapın!” Kaldı ki bu iş yeri benimse, böyle bir şeyi talep edebilme hakkım var. Bu iş yerinin kuralları var. Ben, hayatım boyunca kuaföre sadece saç boyatmak için giden biriyim. Her gün kuaförlere giden biri değilim, bunu da biliyorlar. Peki, o zaman niye öyle şeyler yazdırıyorlar, gazeteciye? Madem bu kadar feci bir insanım, iğrenç bir insanım, neden bunca yıl benimle çalıştılar? Gidip bir gazeteciye bir sürü olumsuz şey anlatmışlar. Tamam isimsiz ama kimi kastettikleri belli. Sonra da 5’i birden sayfalarında paylaşmışlar. Tabii ki arkamdan bıçaklanmış gibi hissettim. Aslında bekledim de, onlardan biri beni arasın, “Ya hocam ben öyle yapmak istemedim, üzgünüm!” desin. Ya da “Gazeteci de abartmış. İş, kastını aşmış!” desin. Demediler. Aramadılar."

"Çalışma şartlarının zorluğundan söz ediyorlar…"

"-Biz psikologlarımızı, açıldığımız günden beri, haftada 30 saat çalıştırırız. Asla 31 saat çalıştırmayız. Bu da ne demek biliyor musun? Günde 5 saat çalıştırırız. Talep onlardan gelir, “Hocam, ben 2 gün gelmeyeyim, saatleri ona göre ayarlayalım. Bazı günler 7 hasta bakabilir miyim?” diye. Biz de deriz ki, “Bak çok yorulursun böyle yapma!” Ama bizi ikna ederler. “Hocam, benim çocuğum var, işim var, evde kalmak istiyorum!” Haftalık 30 saat… Hangi işyerinde böyle bir lüks var ya… Ama gitmişler hakkımda verip veriştirmişler… Ben bu davranışı, anneye-babaya, onu yetiştirene öğretmene ihanet gibi algıladım. Ticari bir ihanet gibi algılamadım. Hala beni, ne arıyor ne soruyorlar. Bizi mahkemeye verdiler filan… Neyse, gereken her şeylerini ödedik. Ama o ihanet duygusunu, atamıyorum içimden."

"Bir de çok tartışılan “eşcinsellik meselesi gündemde. İddiaya göre siz, “Eşcinsellik hastalıktır, günahtır!” diyormuşsunuz, doğru mu?"

"-Asla, asla, asla! “Günahın Üç Rengi” diye bir kitabım var. Orada bir eşcinsel, bir fahişe, bir de mazoşist anlatıyorum. Üç ekstrem vaka. Ama hepsini severek kucağımda taşıyarak anlatıyorum. Ne münasebet ya! Bunu nasıl derler. Ben hayatımda herkesi kucaklamaya hazır biriyim. Ben böyle doğmuşum zaten! Kitaplarımdaki cümlelerimi cımbızlayıp aleyhime kullanıyorlar. Daha kim bilir neler uyduracaklar bilmiyorum!"

"Acun’la dost olmanıza bile laf sokanlar var…"

"-Bunun nesi kötü, onu da anlayabilmiş değilim. İşini iyi yapan, sevdiğim biri Acun…"

"İktidara ve güce yakın olup kesesini doldurmakla suçluyorlar sizi. Siz, ne diyorsunuz?"

"-Valla, bu tür saçmalıklara üzülmüyorum. Ben, yakınlarımdan gelen ihanetlere üzülüyorum. Her kitabıma, 4 yılımı verdim. Bilmem kaç hasta görmedim, o kitabı yazmak için. Gerçekten emek verdim. Bana laf yetiştireceklerine, vakit kaybedeceklerine onlar da emek versin. Ayrıca kitapla kim zengin olmuş, onu da bilmiyorum. Ben zengin olmadım."

"Ekşi Sözlük’te parayla övgü dolu sözcükler yazdırdığınızı iddia edenler dahi var! Böyle bir şey mümkün mü?"

"-Ay olur mu öyle şey! Bunları hiç duymamıştım, şimdi senden duyuyorum. Bir kere ben, Ekşi Sözlük’e hiç girmedim. Varlığını biliyorum ama hiç açıp okumadım, şimdiye kadar. İşin gerçeği şu: Ben teknolojiden çok anlayan biri değilim, Ayşe’cim. Emre Pekçetinkaya diye bir delikanlı var. Arada, “Hocam ne yapıyoruz, bugün sosyal medyaya?” diye sıkıştırıyor beni. Beni, daha aktif olmaya zorluyor. Arada bir, oraya yanlış şeyler de yazıyor. Kavga ediyoruz, sonra yemek yiyoruz, barışıyoruz. Çok iyi bir delikanlı. Arada, bana kız arkadaşını anlatıyor… Benim durumum bu. Ben bir oyuncu veya ünlü biri gibi sosyal medyada aktif değilim. Ekşi Sözlük’te de ne yazmış çok ilgili değilim…. Benim hem Bodrum’da hem Didim’de evim var. Bodrum kalabalık olunca, Didim’e gittim. 6 yıldır açmıyordum, Bodrum’daki evi. Bu sene açtık. Felaketti. Neyse toparlandı şimdi ama pandemi olduğu için, yardımcı filan da almıyorum. Oğlum bir tane şarjlı elektrik süpürgesi gönderdi. Hafif bir şey. Evin her tarafını kendim süpürüyorum. Elimde süpürge, balkonda gezdiğimi bile görebilir insanlar. Demek istediğim, ben buyum ya, şöhretle filan da alakam yok, beni başka türlü anlatmasınlar!"

"Narsistik kişilik özelliğine sahip olduğunuz da size yöneltilen olumsuz tanımlamalardan biri. Sizce, bu bir 'suç' sayılabilir mi?"

"-Suç değil. Ama evet, narsist yanlarım olduğunu kabul etmem lazım. Çünkü ben mükemmeliyetçiyim, bir şeyi çok iyi yapmak isterim. O nedenle de çok emek veririm. Bu da ancak biraz Narsizmle mümkün olabilen bir şey. Ama bir yanım da çok mütevazıdır. Hep de öyle oldum. Arada bir, öbürü öne geçiyor ve kırıcı oluyor muyum, kendimi test edemiyorum doğrusu."

İşte ünlü doktorun iddialar karşısında verdiği cevaplar böyle... Siz ne diyorsunuz?

Cevapları tatmin etti mi?

Bu arada röportajın tamamına buradan ulaşabilirsiniz!

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
Helal olsun!
Hoş değil!
Yerim!
Çok acı...
Yok artık!
Çok iyi!
Kızgın!

ONEDİO ÜYELERİ NE DİYOR?

Yorum Yazın
rickkorick

Hakkındaki tüm iddiaları doğrulamış Gülseren hanım. Ayşe Arman'ın bu yaptığı gazetecilik değil dedikodu sadece. "Bilmem kim ne demiş sen ne diyosun"dan öte bişey görmedim yazıda. Gülseren Hanımın kitaplarını okumadım dizileri düzenli takip etmiyorum ancak hastalarıyla ilgili kısımları hikayeleştirmesinde bir sorun görmüyorum çünkü yazarlar eğer ormanda tek başına yaşayan insanlar değillerse yaşadığı ya da gördüğü insanları baz alarak hikayeler yazarlar. Gülseren hanım da hastalarını hikayeleştiren, kitaplaştıran tek insan değil. Ama kötü olan şu; ben psikologların hastaları hakkındaki "hislerini" öğrenmek istemem şahsen, seansa gidince yargılanıyormuşum hissini üstümden atamam ki bu seanslarda rahatça içini dökmenin anahtarıdır, tarafsızlık bozulursa seanstan fayda göremezsiniz.

ecxre

"-Asla, asla, asla! “Günahın Üç Rengi” diye bir kitabım var. Orada bir eşcinsel, bir fahişe, bir de mazoşist anlatıyorum. Üç ekstrem vaka. Ama hepsini severek kucağımda taşıyarak anlatıyorum" demiş ama kitabın adının Günahın Üç Rengi olması bana biraz çelişkili geldi.

simge-cagmel

bana da o (eğer yanlış değilsem burada) bütün kitaplarda bu üçünün de "günah" olarak geçmesine gönderme olarak geldi tabii bakış açısı bilemiyoruz

hipergrafi

Toplumun bu tür durumlar karşı olan bakış açısına bir atıfta bulunmuş olabilir. Açıkçası kadının kullandığı ifadeleri antipatik buldum, yani savunmak için yazmıyorum bu cevabı

mokhi

Aaa Bizim Ayse /Fatma da bu psikologa gidiyordu anasi babasida yok 6 kardesdi Meliha dedigi bu olmasin demez mi hic bir karakterin tanidiklari? Der tabiki . Bu yuzden hastalarindan onay almasi gerektigini dusunuyorum. Tabi bu durum dizinin ne kadar basarili oldugu gercegini degistirmiyor son 10 yildir ilk defa bir turk dizisi takip ediyorum

despresso

zeki ve sinsi bir kadın, en sevdiğim tiplerden; çok iyi biridir ama sürekli bir şeyler çeviriyormuş hissi verir ve bu "acaba" sizin içinizi kemirir hahahaha

kendineassassin

Belli bölümü tatmin edici gelse de insanların öykülerinden para kazanıyor olması kısmını tam anlamış değilim, söz ettiği insanlara telif ödemesi gerekir mi gerekmez mi bilmiyorum; isim vererek kişileri açık etmediği için "bu benim öyküm." diyen birinin iddiasını kanıtlaması da anca doktorun elindeki hasta kaydıyla mümkündür vesâire vesâire..

Görüş Bildir